Osmanlı Ordusunda Tüfek ve Top Kullanımı

» » Osmanlı Ordusunda Tüfek ve Top Kullanımı

Osmanlı'da tüfek ve top kullanımı

Osmanlı ordusunda tüfek ve top kullanımı, 14. yüzyılın sonlarından 18. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti’nin kale kuşatmasında, meydan savaşında ve sınır kalelerinin savunmasında barutlu silahlara başvurmasıdır.

Barutlu Silahlar Osmanlılara Nereden Geldi?

Barut ve ateşli silah, 13. yüzyılın sonlarında Çin’den batıya yayıldı ve 1320-1330’lu yıllarda Avrupa’daki kuşatmalarda görülmeye başladı. Osmanlı Beyliği bu silahlarla Balkanlar’daki komşuları aracılığıyla tanıştı. Venedik, Dubrovnik, Ceneviz, Bizans, Sırbistan ve Bosna, 14. yüzyılın 2. yarısında hem top hem de top ustası sağlayabilecek yerlerdi. Papalığın 1373’te Türklere silah satışını yasaklaması, bu yönde bir ticaretin o tarihte başlamış olduğunu düşündürür.

Bilinen İlk Osmanlı Topçusu

Osmanlı topçuluğuna dair en eski arşiv kaydı bir tımar defterindedir. 2. Murad dönemine ait bu kayıt, Yıldırım Bayezid zamanında (1389-1402) Topçu Ömer adlı birinin tımar tasarruf ettiğini bildirir [1]. Bu kayıt, topçuluğun 14. yüzyılın son yıllarında ayrı bir hizmet olarak tanındığını gösterir.

Kuşatmalarda top kullanıldığına dair daha sağlam haberler 15. yüzyılın başına aittir. Osmanlı ordusu İstanbul’u 1394, 1402 ve 1422’de kuşatırken top denedi, ancak Bizans surlarında sonuç alamadı. 1430’daki Selanik kuşatmasında ise toplar şehrin düşmesine katkı sağladı.

Kuşatma Topçuluğunun Gelişmesi (1440-1520)

Macar Savaşları ve Tabur Düzeni

Osmanlı ordusu 1443-1444 Macar seferleri sırasında, Hıristiyan ordularının sahra topçusu ve araba barikatıyla (Wagenburg) karşılaştı. Macarlar savaş arabalarını zincirle birbirine bağlayıp arkalarına tüfekli ve toplu piyade yerleştiriyordu. Osmanlılar bu düzeni benimsedi ve Macarca “tábor” kelimesinden gelen “tabur” adıyla kendi ordularına uyguladı. 10 Kasım 1444’teki Varna Savaşı’nda her 2 tarafın elinde de top ve tüfek vardı.

Fatih Döneminde Dev Toplar

Fatih Sultan Mehmed, büyük toplarını çoğu zaman kuşatılan şehrin önünde döktürdü. İstanbul kuşatması (1453) için Macar asıllı usta Urban’a çok büyük toplar yaptırıldı; bu toplar 6 Nisan-29 Mayıs 1453 arasında kara surlarını, özellikle Topkapı çevresini dövdü. Fatih döneminde dökülen bazı topların ağırlığı 15-17 tona çıkıyor ve 200-700 kg ağırlığında taş gülle atıyordu.

Bu dev topların taşınması ve doldurulması güçtü, bu yüzden kullanımları birkaç kuşatma ve kale savunmasıyla sınırlı kaldı. Fatih’in 1456’da Belgrad’ı kuşatırken 200’den fazla top kullandığı, buna rağmen kaleyi alamadığı bilinir.

Şahi Topu Neydi?

“Şahi” kelimesi tek bir topun adı değildir. Osmanlı kayıtlarında darbzen denen topların en büyük boyuna şahi ya da “darbzen-i büzürg” denirdi; orta boyuna “miyâne”, küçüğüne ise “darbzen-i küçek” adı verilirdi. Büyük darbzenler kuşatmada, küçükleri sahra topu olarak kullanılırdı. Kelime bazen hafif ve uzun namlulu topları da anlatır. Bu nedenle İstanbul kuşatmasındaki büyük topa Türkçe yayınlarda verilen “Şahi” adı, özel bir isimden çok bir boy sınıfını anlatır.

Çanakkale Bombardası (1464)

Fatih döneminden günümüze ulaşan en büyük top, 1464’te Münir Ali adlı usta tarafından tunçtan dökülen bombardadır. Topun ağırlığı yaklaşık 17 tondur [3]. Top 2 parçadan oluşur ve parçalar vida düzeneğiyle birleştirilir. Uzun süre Çanakkale Boğazı’ndaki tabyalarda duran top, 1866’da Sultan Abdülaziz tarafından İngiltere Kraliçesi Victoria’ya hediye edildi ve bugün İngiltere’deki Royal Armouries koleksiyonundadır.

Yeniçeriler Tüfeği Ne Zaman Kullanmaya Başladı?

Yeniçeriler tüfeği 2. Murad döneminde kullanmaya başladı, ancak tüfekli yeniçerilerin sayısı 15. yüzyılın sonuna kadar sınırlı kaldı. İlk tüfekler kundaksız, namludan dolan ve fitille ateşlenen demir borulardı; bu yüzden Osmanlı kaynaklarında “küçük top” diye de geçer. Balkan kalelerinin 1455 tarihli kayıtları tüfeğin bu dönemde sınır garnizonlarına girdiğini gösterir: Üsküp kalesinde 12 top, 148 tüfek ve 4.000 tüfek kurşunu (fındık) bulunuyordu. Novoberda kalesinde ise 55 tüfek vardı ve kalede 11 Hıristiyan tüfekçi ile 10 yeniçeri tüfekçi görev yapıyordu [4].

Yeniçeri tüfek kullanımı
Yeniçeri tüfek kullanımı

Bayezid döneminde yeniçerilerin daha gelişmiş fitilli tüfeklerle donatıldığını Venedik raporları kaydeder. Fitilli tüfek, tetiğe bağlı S biçimli bir maşanın yanan fitili barut haznesine indirmesiyle ateş alıyordu. 3. Murad (1574-1595) döneminde bütün yeniçerilerin tüfekle donatıldığı bilinir. Bir yeniçeri tüfeği genellikle 115-140 cm uzunluğunda ve 3-4,5 kg ağırlığındaydı.

Yeniçeriler Sıra Ateşi Uyguladı mı?

Avrupa’da tüfekli piyadenin sıralar hâlinde sırayla ateş etmesi (sıra ateşi) genellikle 1594’te Hollandalı Nassau ailesinin geliştirdiği bir yenilik olarak bilinir. Topçular Kâtibi Abdülkādir Efendi’nin tarihi ise 1605’teki 2. Estergon kuşatması sırasında Lala Mehmed Paşa’nın emriyle yapılan bir talimi anlatır. Bu talimde yeniçeriler 3 sıra hâlinde dizildi; 1. sıra ateş edip geri çekilirken 2. sıra ateşe başladı. Nakşî’nin 1597’deki bir çarpışmayı gösteren minyatüründe de yeniçerilerin savaş sırasında sırayla ateş ettiği görülür. Bu tekniğin Habsburglardan mı alındığı yoksa Osmanlılar tarafından mı geliştirildiği belgelerle kesin olarak çözülememiştir.

1590’larda Osmanlı yazarları da düşmanın ateş gücünden şikâyet etmeye başladı. Hasan Kâfî Akhisarî, 1596 Eğri seferinden sonra yazdığı eserde düşmanın Osmanlı askerinin kullanmayı bilmediği yeni el ve sahra silahlarına sahip olduğunu belirtti. Lala Mehmed Paşa da 1603 civarında yazdığı bir arzda, Habsburg piyadesinin çoğunun tüfekli olduğunu, Müslüman askerler arasında ise tüfeği iyi kullananın az bulunduğunu yazdı.

Kale Tüfekleri ve Metris Tüfekleri

Kale savunmasında ve siperlerde kullanılan ağır tüfeklere metris tüfeği denirdi. Bu tüfekler 130-160 cm uzunluğundaydı ve namlu çapları 20-29 mm arasında değişirdi. Macarların “szakállas puska” dediği kancalı tüfek, Osmanlı kayıtlarında şakaloz adıyla geçer ve Macaristan’daki Osmanlı kalelerinde kullanılırdı.

Çaldıran’dan Mohaç’a Meydan Savaşında Ateş Gücü

Selim’in 23 Ağustos 1514’te Şah İsmail’e karşı Çaldıran’da kurduğu düzende toplar birbirine zincirle bağlanarak yan yana dizilmişti. Topların arkasında arabalar ve tüfekli yeniçeriler yer alıyordu. Kızılbaş süvarisi bu hattı yarmaya çalışırken ağır kayıp verdi.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Belgrad (1521), Rodos (1522), Estergon (1543) ve Zigetvar (1566) kuşatmalarına çok sayıda top götürüldü. 29 Ağustos 1526’daki Mohaç Savaşı’nda ise Macar ağır süvarisi, tabur arabalarının arkasından ateş eden yeniçerilerle topçuların karşısında dağıldı. 1532’de Türk esirlerin ifadelerine dayanarak yazılan bir Alman raporu, 10.000 yeniçeriden yaklaşık 9.000’inin ateşli silah taşıdığını bildirir.

Mohaç Meydan Savaşı'nda birbirine zincirlerle bağlanmış toplar.
Mohaç Meydan Savaşı’nda birbirine zincirlerle bağlanmış toplar.

Top Döküm Merkezleri ve Barut Üretimi

Osmanlı topçuluğunun merkezi İstanbul’daki Tophâne-i Âmire idi. 2. Murad ya da Fatih döneminde Edirne’de sabit bir döküm yeri kurulmuştu. İstanbul’un fethinden kısa süre sonra Galata surlarının dışındaki bahçelik alanda bir dökümhane ve topçu kışlası yapıldı; bölge bu yüzden Tophane adını aldı. Kanuni Sultan Süleyman eski binaları yıktırıp daha geniş tesisler yaptırdı. Taşra döküm yerleri arasında Avlonya, Semendire, Novoberda, İşkodra, Belgrad, Budin, Erzurum, Kahire, Basra, Birecik ve Van sayılabilir. Büyük baruthaneler ise Kahire, Bağdat, Halep, Erzurum, İstanbul, Budin ve Temeşvar’da çalışıyordu [5].

Taşrada döküm yapılması, topların sefer güzergâhına yakın yerlerde üretilmesini sağladı ve ağır silahların İstanbul’dan taşınma yükünü azalttı. 1517-1518’de Tophâne’de dövme demirden 22 büyük top yapıldı; bunların uzunluğu 491-714 cm, ortalama ağırlığı 6.210 kg idi. 16. yüzyıldan itibaren tek parça tunç toplar ağırlık kazandı. Bu topların alaşımında bakır oranı yaklaşık yüzde 90, kalay oranı yaklaşık yüzde 10 idi.

Osmanlı Toplarının Başlıca Türleri

Osmanlı kayıtlarında toplar çoğu zaman attıkları güllenin ağırlığına (okka) ve namlu uzunluğuna (karış) göre sınıflandırılırdı:

Top türüKullanım alanıGülle ağırlığı
BacaluşkaKuşatmaÇoğunlukla 11-22 okka
BalyemezKuşatma ve kale savunması5-22 okka
KolunburnaSahraHafif gülle
ŞaykaNehir gemileriGenellikle küçük çaplı
HavanEğik atışla kale içini dövmeDeğişken
Saçma, eynek, prangıKale ve sahraKüçük çaplı

Topçu ve Top Arabacı Ocakları

Kapıkulu piyadesine bağlı Topçu Ocağı büyük olasılıkla 2. Murad döneminde kuruldu. Topların savaş alanına taşınmasını üstlenen Top Arabacıları Ocağı ise 15. yüzyılın 2. yarısında ortaya çıktı. Hazineden maaş alan topçu ve arabacıların sayısı, taşra kalelerindeki ve tımarlı topçular dışarıda bırakılarak şöyledir:

YılTopçuTop arabacısı
1514-1515348372
1527-1528695943
1567-15681.204678
15982.827700
1669-16702.793432
1694-16955.8691.299
1738-17397.2792.274

Topçular yalnızca top atmakla kalmaz, sefer sırasında top da dökerdi. Lağımcılar ve humbaracılar ayrı birimler olarak kuşatmalarda topçularla birlikte çalışırdı.

Osmanlı ateşli silahları hakkında kaynakların en çok ayrıştığı konu, tüfekli asker sayılarıdır. Mohaç Savaşı’nı anlatan Lutfi Paşa, Osmanlı ordusunda 30.000 tüfekli piyade bulunduğunu yazar. Oysa savaşta yer alan yeniçerilerin toplam sayısı 12.000 civarındaydı ve bunların hepsi tüfekli değildi. Celâlzâde Mustafa aynı savaşta 9 sıra hâlinde dizilmiş yaklaşık 4.000 tüfekli yeniçeriden söz ederken kardeşi Celâlzâde Sâlih bu sayıyı 10.000 olarak verir [6]. Lutfi Paşa’nın verdiği sayı yeniçerilerin toplamını aştığına göre ya yeniçeri dışındaki piyadeyi de kapsar ya da abartılıdır. Üstelik bu tarihçilerin hiçbiri tüfekli askerleri tek tek sayan bir belgeye dayanmaz; rakamlar savaştan sonra yazılan zafer anlatılarında yer alır.

Otlukbeli Savaşı (1473) için de 2 farklı değerlendirme vardır. Birinde savaşın süvari ve piyade çarpışmasıyla, “top ve tüfeğe ihtiyaç kalmadan” kazanıldığı belirtilir [2]. Ötekinde ise Otlukbeli, yeniçerilerin 15. yüzyılın ortasından itibaren tabur arabalarının arkasında tüfekle savaştığını gösteren örnekler arasında sayılır.

Osmanlıların ilk kez top kullandığı yıl için 1354, 1364, 1386 ve 1389 tarihleri ileri sürülmüştür. Bu tarihler Âşıkpaşazâde, Neşrî, Kemalpaşazâde ve Şikârî’nin anlatımlarına dayanır. Neşrî’nin anlatımı 1389’daki 1. Kosova Savaşı’nda top kullanıldığını ileri sürer, ancak 15. yüzyıl öncesine ait bu haberler çağdaş belgelerle desteklenmez. Şikârî’nin 1364’te Bursa’da demir top bulunduğuna dair haberi yalnızca tek bir yazmada geçer. Bu tarihlerin hepsi olaydan birkaç kuşak sonra kaleme alındığından, yazarların kendi dönemlerindeki silahları geçmişe taşımış olma ihtimali vardır.

Osmanlılar Askerî Teknolojide Geride mi Kaldı?

20. yüzyılın ortasında yaygınlaşan yaklaşım, Osmanlı Devleti’ni ateşli silahlar sayesinde büyüyen, fakat 16. yüzyıldan sonra Avrupa’daki “Askerî Devrim”e ayak uyduramayan bir “barut imparatorluğu” olarak tanımlıyordu. Bu yaklaşımda Osmanlı topçuluğu teknolojisi zayıf dev toplardan ibaretti. 1990’lardan itibaren yapılan arşiv çalışmaları bu yargıyı büyük ölçüde değiştirdi. Tophâne-i Âmire’nin gelir-gider defterleri ve kale cephanelik kayıtları, Osmanlıların 30-500 gramlık mermi atan küçük toplardan 31-74 kg gülle atan kuşatma toplarına kadar geniş bir yelpazede üretim yaptığını gösterir.

Yeni yaklaşım, Osmanlıların satın aldıkları ya da esir aldıkları silahları uyarlamakta ve geliştirmekte pragmatik davrandığını, top ve barut üretiminde 17. yüzyılın sonuna kadar büyük ölçüde kendi kendine yettiğini öne sürer. Aynı yaklaşım, ateşli silahı Osmanlı başarısının tek nedeni saymaz; istihbarat, ikmal düzeni, disiplinli kapıkulu askeri ve topçu, piyade, tabur arabası ile süvarinin birlikte kullanılması da hesaba katılır [7].

Sekbanlar ve Tüfeğin Taşraya Yayılması

1578-1611 arasında İran ve Habsburg cephelerinde süren uzun savaşlar, tüfekli piyadeye duyulan ihtiyacı artırdı. Kapıkulu askeri bu ihtiyacı karşılamaya yetmeyince devlet, reayadan tüfekli ücretli asker topladı. Sekban ve sarıca adı verilen bu birlikler sefer bitince dağıtılıyordu. Tüfek kullanmayı öğrenmiş, ancak işsiz kalan bu kişiler 16. yüzyılın sonlarında Anadolu’daki Celâlî ayaklanmalarının başlıca insan kaynağını oluşturdu [8]. Devletin reayanın tüfek taşımasını yasaklayan emirleri bu yayılmayı durduramadı.

Silah üretimi de bu dönemde devlet atölyelerinin dışına taştı. 1606’da yazılan Kavânîn-i Yeniçeriyân, devlet atölyelerinde yapılan tüfeklerin özel ustaların yaptıklarından daha kötü olduğunu yazar. Aralık 1567’de İstanbul’dan Mısır’a 2.500 tüfek ile 12 gramlık 5 milyon kurşun gönderilmesi emredildi.

Fitilliden Çakmaklıya

Çakmak taşının çeliğe sürtünmesiyle ateş alan çakmaklı tüfek, 16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı ordusunda yayıldı ve 17. yüzyıldan itibaren fitilli tüfeğin yerini aşamalı olarak aldı [9]. İlk çakmaklı tüfekler güvenilir olmadığından Osmanlı ustaları, Avrupalılar gibi, hem fitille hem çakmakla ateşlenebilen birleşik mekanizmalar da yaptı. 1683’teki 2. Viyana kuşatmasında ele geçirilen Osmanlı tüfeklerinin bir kısmı bugün Dresden’deki müzede bulunur.

Osmanlı tüfek namluları, yassı çelik şeritlerin bir mil etrafına sarmal biçimde dövülmesiyle yapılırdı. Habsburg komutanı Raimondo Montecuccoli, 17. yüzyılın 2. yarısında Türk tüfeklerinin namlu metali ve menzil bakımından Hıristiyan tüfeklerinden üstün olduğunu yazdı. Osmanlılar 19. yüzyılda kapsüllü ve iğneli tüfeklere geçti.

Kaynakça:

  1. Gábor Ágoston, “Top”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XLI, İstanbul 2012, s. 240-242.
  2. Salim Aydüz, “Osmanlı Askerî Teknoloji Tarihi: Ateşli Silâhlar”, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, c. 2, sy. 4 (2004), s. 265-295.
  3. Serap Sarıgül Özmen ve Selçuk Özmen, “İstanbul’un Fethinde Kullanılan Osmanlı/Türk Savaş Toplarının Önemi ve Etkileri”, Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, Prof. Dr. Eşref Buharalı Özel Sayısı (Kasım 2024), s. 219-242.
  4. Gábor Ágoston, “Tüfek”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XLI, İstanbul 2012, s. 459-461.
  5. Ersoy Zengin, “Tophâne”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XLI, İstanbul 2012, s. 253-256.
  6. Günhan Börekçi, “A Contribution to the Military Revolution Debate: The Janissaries’ Use of Volley Fire during the Long Ottoman-Habsburg War of 1593-1606 and the Problem of Origins”, Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaricae, c. 59, sy. 4 (2006), s. 407-438.
  7. Gábor Ágoston, “Firearms and Military Adaptation: The Ottomans and the European Military Revolution, 1450-1800”, Journal of World History, c. 25, sy. 1 (2014), s. 85-124.
  8. Halil İnalcık, “The Socio-Political Effects of the Diffusion of Fire-arms in the Middle East”, War, Technology and Society in the Middle East, ed. V. J. Parry ve M. E. Yapp, London: Oxford University Press, 1975, s. 195-217.
  9. Osman Köse, “19. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Ordusunda Kullanılan Tüfekler Hakkında Bazı Mülahazalar”, History Studies, c. 14, sy. 4 (2022), s. 955-963.
İlk yayınlanma tarihi: 7 Kasım 2026

Bu makalede yer alan tüm bilgiler çeşitli resmi tarihi kaynaklardan faydalanılarak ekibimiz tarafından oluşturulmuştur. Detaylar için eksik bilgi bilgilendirme sayfamıza bakabilirsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir