Ali Kuşçu Kimdir? Türk Bilim Tarihindeki Önemi

» » Ali Kuşçu Kimdir? Türk Bilim Tarihindeki Önemi

Ali Kuşçu

Ali Kuşçu (ö. 1474), 15. yüzyılda Semerkant, Herat, Tebriz ve İstanbul’da yaşayan Türk astronom ve matematikçidir.

Asıl adı Alâeddin Ali, babasının adı Muhammed’dir. Doğum tarihi bilinmez; 15. yüzyılın başlarında Semerkant’ta doğduğu tahmin edilir. Kaynaklarda Ebü’l-Kāsım künyesiyle ve Kuşçuzâde adıyla da anılır.

Ali Kuşçu’ya Neden Kuşçu Denir?

Babası Muhammed, Timurlu şehzadesi Uluğ Bey’in doğancıbaşısı idi ve oğul bu yüzden “Kuşçu” lakabını aldı [1]. Arapça ve Farsça metinlerde adı Kūşcî biçiminde geçer.

Semerkant’ta Öğrenim Yılları

Ali, matematik ve astronomi bilgisini Uluğ Bey’in Semerkant’ta topladığı bilginlerden edindi. Hocaları arasında Uluğ Bey’in kendisi, Kadızâde-i Rûmî ve Gıyâseddin Cemşîd el-Kâşî vardı.

Kirman’a Gizli Yolculuğu

Gençliğinde, hocalarının izin vermeyeceğini düşünerek kimseye haber vermeden Kirman’a gitti ve orada birkaç yıl ders okudu. Semerkant’a döndüğünde Uluğ Bey’e Ay’ın hareketiyle ilgili güçlükleri çözen bir risale sundu. Uluğ Bey risaleyi beğendi ve ona “faziletli oğlum” diye hitap etti.

Semerkant Rasathanesindeki Görevi

Uluğ Bey, Kadızâde-i Rûmî’nin ölümünden sonra Semerkant Rasathanesi’ndeki gözlemlerin yönetimini Ali Kuşçu’ya verdi ve ona “sâhib-i rasad” denmeye başlandı [2]. Zîc-i Uluğ Bey’in tamamlanmasında ve düzeltilmesinde payı oldu. Sonraki yıllarda bu zîce Farsça bir şerh yazdı ve eserdeki bazı yanlışlıkları gösterdi.

Uluğ Bey’in Ölümünden Sonra

Uluğ Bey 1449’da öldürüldü. Ali Kuşçu bir süre daha Semerkant’ta kaldı. Farsça hesap kitabı Risâle der İlm-i Hisâb’ı ve Farsça astronomi kitabı Risâle der İlm-i Hey’e’yi 1450’li yıllarda burada yazdı.

Timurlu hükümdarı Ebû Said Mirza döneminde ailesi ve öğrencileriyle Herat’ta yaşadı. Nasîrüddîn-i Tûsî’nin kelâm kitabı Tecrîdü’l-i’tikād’a yazdığı ve “Şerh-i Cedîd” diye anılan şerhini Ebû Said’e sundu.

Tebriz’de Uzun Hasan’ın Yanında

Ebû Said’in 1469’da Akkoyunluların yenilmesinden sonra Ali Kuşçu, Akkoyunlu başşehri Tebriz’e geçti. Uzun Hasan onu armağanlarla karşıladı ve bir süre sonra Osmanlı sarayıyla arasındaki bir anlaşmazlığı çözmek için elçi olarak İstanbul’a yolladı.

Fatih Sultan Mehmed ile Tanışması

Fatih Sultan Mehmed, Ali Kuşçu’nun İstanbul’da kalmasını istedi. Ali Kuşçu elçilik görevini bitirmek için Tebriz’e döndü, ardından 1472 dolaylarında ailesi ve öğrencileriyle birlikte İstanbul’a geldi. Fatih, onu karşılamaları için İstanbul âlimlerini gönderdi. Kafilenin Boğaz’ı geçerken denizdeki gelgitin sebebini tartıştığı nakledilir.

İstanbul’daki Hayatı

Ali Kuşçu, Fatih’e Arapça hesap kitabı er-Risâletü’l-Muhammediyye’yi sundu ve eseri padişahın adıyla adlandırdı. İstanbul’da önce Fatih’in kurduğu Sahn-ı Semân medreselerinde ders verdi.

Hocazâde ile Tartışması

Kadı Hocazâde Muslihuddin Mustafa ile Teftâzânî ve Seyyid Şerîf Cürcânî’nin üstünlüğü üzerine tartıştı ve Cürcânî konusunda Hocazâde’nin görüşüne katıldı. Bu tanışıklık iki aile arasında akrabalığa döndü. Ali Kuşçu’nun kızı Hocazâde’nin oğluyla, kızından olan torunu Kutbüddin de Hocazâde’nin kızıyla evlendi.

Otlukbeli Seferi ve er-Risâletü’l-Fethiyye

Fatih, 1473’te Uzun Hasan üzerine çıktığı sefere Ali Kuşçu’yu da götürdü. Otlukbeli Savaşı‘ndan sonra Uzun Hasan’a ait Karahisar Kalesi’nin alınması üzerine yazdığı astronomi kitabına er-Risâletü’l-Fethiyye adını verdi [4]. Arapça yazılan eser 3 makaleden oluşur. Birincisi feleklerin yapısını, ikincisi yeryüzünü, üçüncüsü gök cisimlerinin büyüklük ve uzaklıklarını anlatır. Fethiyye’ye Gulâm Sinân ve Mîrim Çelebi şerh yazdı; Seydî Ali Reis eseri genişleterek Türkçeye aktardı.

Ali Kuşçu Dünyanın Döndüğünü Söyledi mi?

Ali Kuşçu, Tecrîd şerhinde Yer’in kendi ekseni etrafında dönüp dönmediğini tartıştı. Batlamyus’un Yer’in hareketsizliğine dair gözleme dayanan delillerini yeterli bulmadı, Aristoteles tabiat felsefesinin delillerine de başvurmadı. Yer’in döndüğü kabul edildiğinde gözlemle çelişen bir sonucun çıkmadığını yazdı [5]. Ali Kuşçu Yer’in döndüğünü ileri sürmedi ve hareketsiz Yer varsayımını kanıtlanmamış bir öncül saydı. Astronominin matematik ve gözleme dayanması gerektiğini savundu, tabiat felsefesine başvurmaktan kaçındı. Bu yüzden Farsça ve Arapça astronomi kitaplarına, öncekilerin eserlerinde bulunan Aristotelesçi fizik girişini koymadı.

Horasanlı astronom Abdülali Bircendî, astronominin tabiat felsefesine ve metafiziğe ihtiyaç duyduğunu ileri sürerek Ali Kuşçu’nun bu yaklaşımını eleştirdi.

Eserleri

Ali Kuşçu’nun eserleri astronomi ve matematik, kelâm ve usûl-i fıkıh ile dil bilgisi alanlarına dağılır. Başlıcaları şunlardır:

  • Risâle der İlm-i Hey’e (Farsça astronomi; Türkçe çevirisi Mirkātü’s-semâ)
  • er-Risâletü’l-Fethiyye (Arapça astronomi)
  • Risâle der İlm-i Hisâb (Farsça hesap)
  • er-Risâletü’l-Muhammediyye (Arapça hesap)
  • Şerh-i Zîc-i Uluğ Bey (Farsça)
  • eş-Şerhu’l-Cedîd ale’t-Tecrîd (kelâm)
  • Hâşiye ale’t-Telvîh (usûl-i fıkıh)
  • Şerhu’r-Risâleti’l-Vaz’iyye (dil)
  • Unkūdü’z-Zevâhir (sarf)

Kaynaklarda adı geçen Târîhu Ayasofya ve Tefsîrü’z-Zehrâveyn gibi bazı eserlerinin nüshası bilinmez.

Ali Kuşçu’nun Ölümü ve Öğrencileri

Ali Kuşçu, 15 Aralık 1474’te İstanbul’da öldü ve Eyüp Sultan Türbesi yakınına gömüldü. İstanbul’da geçirdiği 2-3 yılda yetiştirdiği öğrenciler arasında Molla Lutfi vardı. Molla Lutfi aracılığıyla Ali Kuşçu’nun derslerinden Sinan Paşa da yararlandı. Soyundan gelen astronom Mîrim Çelebi (1475-1525), Yer’in hareketi konusunda Ali Kuşçu’nun görüşüne karşı çıktı.

Kaynakça:

  1. Cengiz Aydın, “Ali Kuşçu”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. II, İstanbul 1989, s. 408-410.
  2. İhsan Fazlıoğlu, “Qūshjī: Abū al-Qāsim ʿAlāʾ al-Dīn ʿAlī ibn Muḥammad Qushči-zāde”, The Biographical Encyclopedia of Astronomers, ed. Thomas Hockey et al., New York: Springer, 2007, s. 946-948.
  3. David Pingree ve Fazlur Rahman, “ʿAlī Qūšǰī”, Encyclopaedia Iranica, c. I, fasc. 8, London 1985, s. 876-877.
  4. Orhan Güneş, “Gulâm Sinân’ın er-Risâletü’l-Fethiyye Şerhi”, Nazariyat, c. 11, sy. 1 (Nisan 2025), s. 125-150 (s. 128-129).
  5. F. Jamil Ragep, “Arz’ın Hareketi Üzerine Ali Kuşçu’nun Görüşü ve Bircendî’nin Eleştirisi”, çev. Orhan Güneş, Nazariyat, c. 10, sy. 2 (Ekim 2024), s. 105-153 (s. 106-111).
İlk yayınlanma tarihi: 22 Ekim 2026

Bu makalede yer alan tüm bilgiler çeşitli resmi tarihi kaynaklardan faydalanılarak ekibimiz tarafından oluşturulmuştur. Detaylar için eksik bilgi bilgilendirme sayfamıza bakabilirsiniz.

Daruga Nedir?

Antlasmalar.com
3 dakikada okuyabilirsiniz

Uzun Hasan’ın Eşi Despina Hatun Kimdir?

Antlasmalar.com
3 dakikada okuyabilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir