Baba Abdurrahman, 15. yüzyılın ikinci yarısında Akkoyunlu Padişahı Uzun Hasan’ın yanında yaşayan ve Tebriz’de ölen meczup bir sûfîdir. Hayatına dair bilgilerin çoğu Ebû Bekr-i Tihrânî’nin Farsça yazdığı Kitâb-ı Diyârbekriyye’den gelir. Tihrânî bu eseri Uzun Hasan’ın teşvikiyle kaleme aldı ve olayların çoğunu 1470’lerde yazdı [2]. Eserde Baba Abdurrahman, hükümdarın seferlerinden önce ortaya çıkan ve sonucu önceden bildiren bir derviş olarak görünür.
Hâfız Hüseyin Kerbelâî’nin 1567’de tamamladığı Ravzatü’l-cinân da dervişten söz eder. Tebriz ve çevresindeki türbeleri tanıtan bu eser, sözlü rivayetlere dayanarak Kitâb-ı Diyârbekriyye’de bulunmayan ayrıntılar verir. Venedik elçisi Giosafat Barbaro’nun seyahatnamesi de dervişi anlatır. Barbaro dervişin adını vermez; lakin Tebriz’de gözlemlediği tasvir Baba Abdurrahman’la örtüşür. Uzun Hasan‘ın ona verdiği bir soyurgal (gelir tahsisi) belgesi de bu kaynaklara eklenir.
Baba Abdurrahman’ın Unvanları Nelerdir?
Tihrânî onu “Kutbü’l-büdelâ ve Tâcü’l-meczûbîn” unvanlarıyla anar. Sonraki kaynaklarda “Seyyidü’l-büdelâ” ve “Kıdvetü’l-meczûbîn” unvanları da geçer. Tasavvufta meczup, ilahî cezbeye kapılarak seyrüsülûk yolunu izlemeden Hakk’a eren velîdir. Meczupların zaman zaman gelecekten haber vermesi, halk arasındaki itibarlarını artırdı ve dinî hükümlere uymayan söz ve davranışlarının hoş görülmesini sağladı [3].
Ak Ziyaret’te Uzun Hasan ile Buluşması
Tihrânî’nin aktardığı ilk karşılaşma 1456 yılına aittir. Uzun Hasan o sırada ağabeyi Cihangir Mirza ile Mardin yöresinde mücadele ediyordu ve Kızıltepe’nin batısındaki Ak Ziyaret mevkiinde konaklamıştı. Baba Abdurrahman, Uzun Hasan uyurken çadırına geldi, kazıklarını sıkılaştırdı ve düşmüş direği yerine dikti.
Toplanan divanda derviş, rastgele kişilere vurdu ve yemek dağıttı. Emîr Uruk Muhammed’in kılıcını alıp bir tasa vurdu ve “Bu İbn Tarhan’ın kellesidir!” diye bağırdı. Ardından Uzun Hasan’ın beline bir ip bağladı, eline bir sürahi verdi ve “İç, korkma! Hepsi senindir!” dedi.
Baba Abdurrahman Kehanetleri
Rüstem Tarhan’ın Ölümü
Ak Ziyaret’teki sözün hedefi Tarhan’ın oğlu Rüstem idi ve Rüstem Tarhan, Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ın safında savaşan bir emîrdi. Uzun Hasan 1457’de Rüstem Tarhan’ı yendi ve onu idam ettirdi. Tihrânî, idamda Baba Abdurrahman’ın tasa vurduğu kılıcın kullanıldığını yazar ve olayı dervişin işaretinin gerçekleşmesi olarak sunar.
Hasankeyf Hâkimi Melik Halef
Eyyûbî soyundan gelen Hasankeyf hâkimi Melik Halef, Siirt’i Uzun Hasan’a bırakmayı kabul etmedi. Uzun Hasan, oğlu Halil’i Hasankeyf’i kuşatmaya gönderdi, fakat kuşatma sonuç vermedi. Baba Abdurrahman bu sırada Melik Halef için “Seni öyle öldürürüm ki hiç haberiniz olmaz” dedi. Birkaç gün sonra Melik Halef’in Melik Zeynelâbidin ve Melik Eyyûb ile giriştiği çatışmada öldürüldüğü haberi geldi.
Cihan Şah ve Ebû Said Seferleri
Cihan Şah’a karşı yürümeden önce derviş, şişten çıkardığı sıcak kebabı Uzun Hasan’a yedirdi, onu atına bindirdi ve Karakoyunlu ordusunun üzerine gönderirken “Onu yakala ve öldür” dedi. Uzun Hasan 1467’de Cihan Şah’ı ortadan kaldırdığında Tihrânî bu sözü yeni bir işaret olarak kaydetti.
Timurlu hükümdarı Ebû Said Mirza ile 1469’daki karşılaşmadan önce Uzun Hasan bir rüya gördü ve Kur’an’dan tefeül etti. Kapıyı açtığında Baba Abdurrahman’ın “İran ve Turan senindir” dediğini duydu. Tihrânî, Ebû Said’in yenilgisini bu 3 işaretin doğrulanması şeklinde anlatır.
Barbaro Baba Abdurrahman’ı Nasıl Anlattı?
Barbaro, dervişin sofrasına her gün 200 ile 500 arasında kişinin oturduğunu ve dervişlerin halka biçiminde dizildiğini yazar. Derviş güzel giysiler giyerdi. Ordugâh yer değiştirdiğinde sırtına bir cübbe alır, elleri önden bağlanarak bir katıra bindirilir ve yanında dervişler yürürdü. Barbaro, onun günlerce oruç tuttuğunu ve zaman zaman zincire vurulmasını gerektiren nöbetler geçirdiğini de kaydeder.
Baba Abdurrahman’ın Ölümü ve Mezarı
Ravzatü’l-cinân’daki rivayette Baba Abdurrahman’ın, Uzun Hasan’ın oğlu Yâkub Bey’in hükümdarlığı sırasında öldüğü ve Tebriz’de gömüldüğü yazılıdır. Yâkub Bey’in hükümdarlığı 1478’den 1490’a kadar sürdü [5]. Mardin’de Baba Abdurrahman’a ait bir darülaceze bulunuyordu.
Baba Abdurrahman Kalenderî miydi?
Hiçbir tarikata bağlı görünmemesi ve kehanetleri, dervişin eski Türk kamlarına benzetilmesine yol açtı. Rumeli’de aynı yüzyılda yaşayan Otman Baba da bu karşılaştırmada anıldı. Baba Abdurrahman’ın unvanları, delilik nöbetleri ve halk arasındaki geniş çevresi ise onu Kalenderî meşrepli bir sûfî olarak değerlendirmeye imkân verir [1]. Kalenderîler dünya ve dünyevî değerleri önemsemeyen, kılık kıyafetleri ve gündelik davranışlarıyla toplumun inanç ve geleneklerine karşı çıkan sûfîlerdir [4].
Kaynakça:
- Mehmet Gel, “Akkoyunlu Uzun Hasan’a Çok Yakın ‘Delişmen’-‘Meczûb’ Bir Sûfî: Baba Abdurrahman (Analitik Bir Yaklaşım Denemesi)”, EKEV Akademi Dergisi, yıl 10, sy. 28 (Yaz 2006), s. 143-162 (s. 151-153).
- Faruk Sümer, “Kitâb-ı Diyârbekriyye”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XXVI, Ankara 2002, s. 75.
- Süleyman Uludağ, “Meczup”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XXVIII, Ankara 2003, s. 285-286.
- Nihat Azamat, “Kalenderiyye”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XXIV, İstanbul 2001, s. 253-256.
- Faruk Sümer, “Akkoyunlular”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. II, İstanbul 1989, s. 270-274.

