Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki mektuplar, 1459-1473 yılları arasında Osmanlı ve Akkoyunlu sarayları arasında gidip gelen diplomatik yazışmalardır. Yazışma, Trabzon, Karaman ve Doğu Anadolu üzerindeki rekabeti izler. Saygılı bir dille başlayan mektuplar, 1473’teki Otlukbeli Savaşı öncesinde açık tehdit ve hakarete dönüştü.
Nâme-i Hümâyun Ne Demektir?
Nâme-i hümâyun, Osmanlı padişahlarının yabancı hükümdarlara gönderdiği mektuplara verilen addır. Bu mektuplar davet, tuğra, unvan, elkāb, dua, nakil, tembih, tarih ve yazıldığı yer kısımlarından oluşurdu. Elkāb kısmında muhatabın unvanları sayılırdı; elkāb ve dua kısımlarında kullanılacak kalıplar Fatih Kanunnâmesi’nde belirlenmişti [1]. Fatih’in Uzun Hasan‘a yazdığı mektuplar Türkçe, Uzun Hasan’ın Fatih’e yazdıkları ise Farsça idi.
Murad Bey Elçiliği (1459)
Bilinen ilk yazışma 1459’da başladı. Uzun Hasan, yeğeni Murad Bey’i elçi olarak İstanbul’a gönderdi. Murad Bey, Trabzon Rum İmparatorluğu’nun Osmanlılar’a ödediği yıllık vergiden vazgeçilmesini istedi. Uzun Hasan ayrıca dedesi Karayülük Osman Bey’e vaat edildiğini ileri sürdüğü sarık, seccade ve eğer takımının verilmesini, eşi Despina Hatun’un çeyizi saydığı Kayseri ve çevresinin de kendisine bırakılmasını talep etti.
Fatih, elçiye istenenleri ertesi yıl kendisinin getireceğini ve borcunu bizzat ödeyeceğini söyledi.
Trabzon Seferi ve Sare Hatun’un Aracılığı (1461)
Uzun Hasan, Osmanlı himayesindeki Koyulhisar’ı ele geçirdi. Fatih 1461’de Trabzon seferine çıkınca Uzun Hasan, annesi Sare Hatun ile Çemişgezek beyi Hasan Bey’i elçi olarak Osmanlı ordugâhına gönderdi. Sare Hatun, Yassıçimen’de Fatih ile görüştü ve taraflar arasında bir saldırmazlık anlaşması yapıldı. Sare Hatun, Trabzon’un 15 Ağustos 1461’de teslim olmasına kadar Osmanlı ordusunda kaldı.
Uzun Hasan’ın Zafer Mektupları (1467-1469)
Uzun Hasan, Kasım 1467’de Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah’ı yendikten sonra Fatih’e Farsça bir zafer mektubu gönderdi. Mektupta Cihan Şah’ın Çapakçur’a yürüdüğü, Uzun Hasan’ın oğlu Halil’in 3.000 atlıyla öncü olarak gönderildiği ve Cihan Şah ile oğlu Muhammedî’nin savaşta öldürüldüğü anlatılır. Cihan Şah’ın başı Timurlu hükümdarı Ebû Said’e, Muhammedî, Rüstem Tavacı ve Pirsal’ın başları ise Fatih’e gönderildi.
Uzun Hasan Fatih’e Nasıl Hitap Ediyordu?
1467 mektubunun dili saygılı ve alçakgönüllü idi. Uzun Hasan, Fatih’in adını doğrudan anmadan ondan “dünyayı feth eden ve onu bezeyen padişah” diye söz etti. Kendisini “devletinizi seven muhlis bir kul” ve “nökeriniz gibi bir küçüğünüz” sözleriyle tanıttı, Fatih’in sadık dostları arasında sayılmayı istedi ve mektubu “daha fazla küstahlık etmeyeyim” diyerek bitirdi [2].
Uzun Hasan’ın zaferlerini bildiren öteki mektuplarının bir kısmı övünme üslubuyla yazılmıştı. Bu mektuplarda Cihan Şah ile oğlunun öldürülmesi, Herat’a Yadigâr Muhammed’in gönderilmesi ve Loristan’daki Hürremâbâd Kalesi’nin alınması bildirilir. Bu mektuplardan bazılarının Fatih’e değil, Şehzade Bayezid’e, Karamanoğlu Pîr Ahmed Bey’e ve Niksar emîri Hikmet Bey’e gönderildiği ileri sürülmüştür [3].
Karaman Meselesi ve Gerginleşen Dil (1471-1472)
Uzun Hasan, Tebriz tahtına oturduktan sonra kendini Anadolu beylerinin üstün hükümdarı olarak görmeye başladı. İsfendiyaroğlu, Germiyanoğlu, Dulkadıroğlu ve İnaloğlu ailelerinden Anadolu’dan kaçan beyler onun yanında toplandı. Uzun Hasan’ın Fatih’ten ilk isteği Trabzon, Sinop ve Karaman’ın bırakılması idi [4].
Annesi Sare Hatun, Karamanoğulları için Fatih’ten merhamet istedi, ancak Fatih tutumunu değiştirmedi. Bunun üzerine Uzun Hasan, Karamanoğlu Pîr Ahmed ve Kasım beyleri açıkça destekledi. Akkoyunlu ordusu Ağustos 1472’de Tokat’ı yağmalayıp yaktı. Uzun Hasan, 5 Eylül 1472’de Pîr Ahmed Bey’e yazdığı mektupta işlerin yolunda gittiğini ve kışı Osmanlı topraklarında geçireceğini bildirdi.

Üstteki 13 satır: Fatih’in Uzun Hasan’a cevabı (Osmanlı Türkçesi) ile şu şekilde:
“…Bayezid Han oğluyum. Sen ki Acem serdarı, kendini Keyhüsrev ve zamanın Feridun’u sanan Hasan Han’sın, fermanımda şöyle buyururum: Bilesin ki devlete mağrur olup haddini aşmak, insafsızca hareket etmek, devletin elden gidişinin ve memleketin yıkılışının alametidir. Beynine yerleşen şeytani vesveseleri tövbe suyuyla temizle, aklını kendine önder edin. Senin de bizim de memleketimiz İslam diyarıdır. Atalarımızın devlet çırağının kâfirlerin bağrını yaktığı İslam ehlince bilinir. Devlet düşmanlarından bazıları sana uyup yardım ediyorlar. Bil ki biz de o taifenin kökünü kesmek için atımızı eyerledik, kılıcımızı kuşandık; gafil kalma. Senin büyüklük taslamana gerek yoktur. Şevval ayında, Allah’ın yardımıyla muzaffer ordumla Karahisar kalesi üzerine varırım. Niyetim şudur: Allah’ın kudretiyle senin zulmünü mazlumların üzerinden kaldıracak, adını ve izini yok edeceğim. Sözü uzatmaya gerek yok. Kutlu fermanıma cevap gönderesin.”
Ortadaki başlık: “Fatih’in oğlu, Karaman hâkimi Şehzade Mustafa’yı Uzun Hasan’a karşı savaşta serdar tayin ettiği beratın suretidir.”
Fatih’in Şehzade Mustafa’ya beratı. Asıl ağır sözler bu metinde:
Uzun Hasan için “darağacını hak etmiş” (dâr ü rasene müstahak) ve “Allah onu helak etsin” (demmerahullah) diyor.
Uzun Hasan’ın bu tarafa birkaç kez “edepsizce mektuplar” gönderdiğini yazıyor. Kinaye dolu bu mektuplara “ahmağa cevap sükûttur” diyerek cevap vermediğini söylüyor.
Uzun Hasan’ı “tavşan uykusundaki bir tilki” gibi gaza ormanının aslanlarını uyandırmakla suçluyor. Bazı nankör emîrlerin ve Karamanoğlu’nun kışkırtmasıyla İslam diyarına saldırdığını yazıyor.
Berat, Safer 877 başında Kostantiniyye’de yazılmış, yani Temmuz 1472.
Fatih’in Uzun Hasan’a Yazdığı Ağır Mektup
Uzun Hasan, Fatih’e yazdığı bir mektupta Kapadokya ve Trabzon’un kendisine verilmesi şartıyla barış yapabileceğini bildirdi. Fatih ise cevabında ağır sözlerle Uzun Hasan’ı baharda savaşa davet etti [5]. Fatih, mektupta Tokat ve Karaman’a yapılan saldırıları gerekçe gösterdi. Önceki seferlerinde hareket zamanını gizli tutan Fatih, bu mektupta Uzun Hasan’ın üzerine ne zaman yürüyeceğini açıkça bildirdi.
Mektupta Hangi İfadeler Geçiyordu?
Fatih, Uzun Hasan’a daha önce annesinin ricasıyla “pençe-i gazabımdan” kurtulduğunu hatırlattı ve bu kez onu affetmeyi düşünmediğini yazdı. Uzun Hasan’a “Sen vilayet yıkmayı pâdişâhlık mı zannettin” diye sordu ve “kılıcımız senin göğsünde kana bulanmalıdır” dedi. Mektup, “Er isen meydana gel” çağrısıyla Uzun Hasan’ı savaş meydanına davet ediyor ve “delikten deliğe girme” sözüyle onu kaçmakla suçluyordu. Fatih, Uzun Hasan’ın “vücûd-ı habîs”inin yok edilmeyi hak ettiğini de yazdı [6].
1473 Seferi Sırasında Gönderilen Elçiler
Fatih, Mart 1473’te Üsküdar’dan sefere çıktı. Osmanlı ordusu Doğu Anadolu’ya ilerlerken Fatih’in gönderdiği bir elçi, Temmuz 1473’te Akkoyunlu ordugâhına ulaştı. Elçi, Osmanlı ordusunun Akkoyunlu topraklarına girdiğini ve savaşa hazır olduğunu bildirecekti.
Venedik’ten top ve tüfek beklediği için Uzun Hasan elçiyi kabul etmedi. Elçiyle Fatih’e, kendisinin de kan döken askerleriyle o diyara yöneldiğini ve orduların karşılaşması için Fatih’in yaklaşmasını istediğini bildirdi. Uzun Hasan, yakalanan Osmanlı casuslarının başlarını kestirip Fatih’e gönderdi ve onu acele etmeye çağırdı. Osmanlı ve Akkoyunlu orduları 11 Ağustos 1473’te Otlukbeli’nde karşılaştı ve Uzun Hasan yenildi.
Otlukbeli’nden Sonraki Yazışmalar
Uzun Hasan, savaştan sonra âlimlerden Mevlânâ Ahmed Bekricî’yi elçi olarak Fatih’e gönderdi. Bekricî barış istedi ve esir düşen Akkoyunlu beylerinin serbest bırakılmasını talep etti. Fatih, Uzun Hasan’ın bir daha Osmanlı topraklarına saldırmaması ve Karahisar’ı bırakması şartıyla barışı kabul etti.
Uzun Hasan ile barış yapılmasını savunan Sadrazam Mahmud Paşa, İstanbul’a dönüldükten sonra görevden alındı. Fatih, Timurlu hükümdarı Hüseyin Baykara’ya yazdığı bir mektupta Uzun Hasan’ı ortadan kaldırmak için 2 cepheden saldırıya geçmeyi önerdi.
Uzun Hasan ise Venedik dojuna yazdığı mektupta Otlukbeli yenilgisinin bir talihsizlik olduğunu ve ilk fırsatta Osmanlılar’ı yeneceğini bildirdi. Uzun Hasan 6 Ocak 1478’de öldü. Yerine geçen oğlu Halil, önceki anlaşmaları yenilemek için Kadı Alâeddin Beyhakī’yi elçi olarak Fatih’e gönderdi.
Mektuplar Nerede Korunuyor?
Fatih ile Uzun Hasan arasındaki mektupların metinleri Feridun Ahmed Bey’in Münşeâtü’s-Selâtîn adlı eserinde yer alır. Feridun Bey, gençliğinden beri topladığı Arapça, Farsça ve Türkçe resmî mektuplardan Osmanlı hanedanına ait olanları padişah devirlerine göre derledi ve eserini Sokullu Mehmed Paşa aracılığıyla 3. Murad’a sundu. Eser İstanbul’da 2 kez basıldı.
Münşeât’ın birinci cildinde Uzun Hasan’ın Fatih’e yazdığı 4 Farsça mektup ve Fatih’in bunlardan birine verdiği Türkçe cevap bulunur. Aynı ciltte Fatih’in Uzun Hasan’ın yenilgisini Hüseyin Baykara’ya bildiren mektubu ile Otlukbeli zaferinden sonra yazılan bir fetihnâme de yer alır.
Mektupların Hepsi Gerçek mi?
Münşeâtü’s-Selâtîn’deki belgelerin bir kısmının sahih olup olmadığı tartışmalıdır. İlk 3 Osmanlı padişahı dönemine ait belgeler hakkındaki kuşkuyu ilk olarak Friedrich von Kraelitz-Greifenhorst dile getirdi; Franz Babinger ve Paul Wittek bazı belgelerin sahte olduğunu ileri sürdü. Irène Beldiceanu-Steinherr ise mektupların hepsinin sahte olmadığı, meselenin öteki münşeat mecmuaları incelenmeden çözülemeyeceği sonucuna vardı [7]. Feridun Bey’in arşiv belgelerini kendi döneminin üslubuna göre yeniden yazmış olabileceği de ileri sürülmüştür. Uzun Hasan’ın 1467 tarihli zafer mektubunda anlatılan olaylar dönemin kronikleriyle örtüşür.
Kaynakça:
- Zeynep Tarım Ertuğ, “Nâme-i Hümâyun”, TDV İslâm Ansiklopedisi, Ek-2, Ankara 2019, s. 345-346.
- Ayşe Atıcı Arayancan, “XV. Yüzyıla Ait Bir Mektup Örneğinin Diplomatik Dil, Üslup ve Tarihi Kaynak Olarak Değerlendirilmesi”, Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, c. 11, sy. 1 (2018), s. 171-184 (s. 176-178).
- Soner İşimtekin, “Feridun Bey Münşeâtında Yer Alan Farsça Mektuplar”, Doğu Araştırmaları, sy. 11 (2013/1), s. 62.
- Halil İnalcık, “Mehmed II”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XXVIII, Ankara 2003, s. 395-407.
- Erhan Afyoncu, “Otlukbeli Savaşı”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XXXIV, İstanbul 2007, s. 4-6.
- Remzi Kılıç, “Fatih Devri (1451-1481) Osmanlı-Akkoyunlu İlişkileri”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sy. 14 (2003/1), s. 95-118 (s. 108-109).
- Abdülkadir Özcan, “Münşeâtü’s-Selâtîn”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. XXXII, İstanbul 2006, s. 20-22.

